B.BURÇAK's profile~~B.BURÇAK~~PhotosBlogListsGuestbook Tools Help

 (LÜTFEN MSN'E EKLEMEYİN) 

 

                

   ESKİDEN İNSANLAR OLGUNLAŞMAK ADINA

   ÇİLEHANEYE GİRERDİ!

   GÜNÜMÜZDE OLGUNLAŞMANIN YOLU,

   İNSANOĞLUNA TAHAMMÜLDEN GEÇİYOR!

   VE.....

   YAŞAMAK!

   HER ŞEYE RAĞMEN YAŞAMAK!

   PAYLAŞMAK,

   HAYATI GÜZEL KILAN!

   ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER!

   MUHABBETLE KALIN.......................... 

 

  

 

       

 

 

 

 

                  

          

 

         

Comments (399)

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


Don't have a Windows Live ID? Sign up



Şimdi ben yıkandım ya sonbahar yağmurlarında
Attım ya seni derinliklerimden

Söktüm ya bütün yamaları
Arındım velhasıl !
Ama atamadım hüznümü
Ardıma sakladım
Ağzını bağladım
Şen kahkahalarımla üstüne üstüne bastım!
Senden geçtim
Düşlerden vazgeçtim
ÖMRÜM’e acıdım
Ve uzun bir süre suretime bakamadım
Ne zaman küsmelerim heybemde çoğaldı
Anladım
Sen bana zarar ziyan…
Her gün doğumuna yeni hüzünler doğuruyorum
Üzerini kahkahalarla örtüyorum
Gülmeyi de ağlamayı da senden evvel biliyordum
Hüznüm sağ olsun
Çocukluğumdan bana yadigâr
Terk edilmek sana yakışır
Gariplik bana kalsın
Hem soğuk hem sıcak
Ağlarken gülebilmek…
Yüreğimde hicran…

ŞİİR İÇİN KAĞAN ABİME

TEŞEKKÜREDERİM


6 days ago

Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir.

Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir.

Bunu elde etmek için kan döktük.

Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık.

İcabında müesseselerimizi müdafaa için lâzım olanı

yapmağa hazırız.

1923 M.K.Atatürk

 

Oct. 28

.

Karşımdasın işte...
Bana bakmasan da oradasın,görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi,ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi...
Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgârım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.
Demiştim sana hatırlarsan:
"Önemli olan
'zamana bırakmak' değil,
'zamanla bırakmamaktır..."
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır.
Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...

 

.

Oct. 22

 

 

                                                                                                    

Ben kardan bir adam sevdim gülüşü şapkasının altında saklı
Elleri ceplerinde
Çocuk kahkalarıyla örülü bedeninde ateşten kor yüreği
Ben bu kış bahar hiç gelmez sandım
Bir sabah uyanınca güneşle dünyam başıma yıkıldı
Ne kar vardı, ne kardan adam
Artık sadece hayali vardı anımsadıkça ayazı yüreğimi yakan

Yüreğimde kanayan bir yarasın artık. Yarım bırakılmış bir şiir gibi yarımım, yazanından başkası tamamlayamaz bu şiiri. Terk edilmiş bir çocuk bahçesi yüreğim, hüzünlü boş bir salıncak görüntüsü gözlerimin önünde.

Gözlerimin önünde eridin gittin.

Kardan adamım, seni gerçek sandım.
Kardan adamım, ben gerçekten vardım.

Hayalperest de olsam, çocuk da olsam, yokmuş gibi de olsam, bu hikayede senden daha çok vardım. Oysa bu hikayede sadece sen kahramandın.

Her çocuk erimeyeceğine inanmak ister kardan adamının. Her çocuk bahçesinde onun olduğunu bilirken güvenle uyur. Her çocuk hikayeler yazar. Ve her çocuk kardan adamı eridiğinde ağlar.

Eridin. Ağladım.

Bilseydim sever miydim seni. Bir gün gideceğini bilsem, gözlerime baka baka, gözlerim hiç umurunda değilmiş gibi gideceğini bilseydim, tek damlası için dünyayı yakacağını söylediğin göz yaşlarımın üzerine basa basa gideceğini bilseydim, “artık bitti” derken o sıcacık adam yerine kardan bir adam olacağını bilseydim sever miydim seni?

Evet, severdim.
Elimde değildi ki.
Severdim.

Kardan adamlar yaptım
Hepsini Kahramanım sandım
Avuçlarımda eridiler
Telli duvaklar taktım
Her defa sanki aklandım
Çok çabuk kirlendiler.....

:

  

 

 CENGİZHAN

 

Se no futuro eu não for seu presente
Lembre-se que fui parte do seu passado!

If in the future I will not be your gift
Remember that I was part of your past!

Oct. 1
ahmed akwrote:
 
Zarafet ve güzelliğin davranışlara yansımasıdır edeb. Toplum hayatı içerisinde yaşayan insanların¸ en çok muhtaç olduğu ilişkilerdeki ölçüyü ve hoşça geçinmeyi öğütler bize. Güzelliği çağrısında¸ kötülüğün karşısında edeb vardır. Ruhu lekeleyen çirkinliklerden koruyan¸ insanı meleklerden üstün kılan özelliktir. Edeb mutlak güzelliktir.
İnsan edep sayesinde yüksek bir kültüre¸ yüce bir irfana erebilir. İnsan ibadetlerle cennete girebilir ama edeple Rabb'ının huzuruna varabilir. Sevgili Peygamberimizde miracda Hakk huzurunda bulunmanın edebine riayet ederek¸ gözünü ondan saptırmadan ve başka şeye kaydırmadan O'nun yakınlığına kavuşmuştu. Çünkü Habibini Yüce Rabbi terbiye etmişti.
Edeb hayırdır. Edeb sahibi¸ îmânı ve tevhidi kendine yâr eder. Edebi olmayan¸ îmânını kaybeder¸ îmânı olmayan da iki âlemde içini¸ dışını ve yerini nâr eder. Güzelliğe gönül verenler hep güzellerle ve güzel işlerle birlikte olurlar. Ruhunu terbiye edip¸ hoş gönülle insanların içinde yaşayanlar¸ daima örnek gösterilirler. İç temizliği dışa da yansır.
Cüneyd-i Bağdadi¸ hacca giderken Bağdat'a uğrayan talebelerinin son derece saygılı ve nazik davrandıklarını görünce Ebu Hafs'a¸ "Gönül bağlılarını saray mensupları gibi edeplendirmişsin" der. Ebu Hafs'da ¸ "Onların bâtınlarındaki edeb¸ zahirlerine yansımıştır" diye cevap vererek gönül bağlılarının gösterişçi bir davranış içinde olmadıklarını beyan eder. Tasavvufun insan ruhuna olan etkilerine işarette bulunur. Nitekim bir hadis-i şerifte; "Kalbi huşû içinde olanın¸ bedeni de öyle olur" denilmiştir.
Hulûsi Efendi (k.s) de¸ bir mektubunda şöyle buyurur:
"Zâhiri edebin¸ mânevî kemâlin âyinesidir. Bir şişeye ne koyarsan onu gösterir."
Ehl-i edeb; güzel konuşan¸ bilgi sahibi olan¸ nefsini terbiye eden¸ haddini bilen¸ gönlünü temiz tutan ve ruhunu berraklaştıranlara denir.
Büyüklerin yanında edebli bir şekilde bulunmak ne güzel şeydir. Allah'ın yarattığına hürmet etmek¸ Hakk'a hürmet etmek gibidir. Edebi terk etmek¸ huzurdan kovulmaya sebeptir. Büyükler "Huzur sergisinde edepsizlik eden¸ kapıya konur" demişlerdir.
Güzel amellerde bulunmaya edeb¸ güzel konuşma ve yazma sanatına da edebiyat denmiştir. Allah'ın adı ile besmeleyle bezeli bir kapıdan girilerek¸ edebinden kızaran gülün timsali¸ muhabbetin seyriyle çıkılan bu gülşende güzellikler sizlerle olsun




A.ŞEMSETTİN ATEŞ- SOMUNCU BABA DERGİSİ
 
selam ve dua ile hayırlı cumalar Burçak hocam
Aug. 14
ahmed akwrote:
Gönder yâ Rabbî!




“Kul ‘Yâ Rabbî, Yâ Rabbî’ dediği vakit, Allahü Teâlâ ‘Kulum, ne istiyorsun? İste, (dilediğin) verilecektir’ buyurmaktadır.”1

***

Bütün mahlûkat bekliyor…

Rabbinin rahmet hazinesinden ta’yîn ve takdir ettiği rızkı beklemeyen var mıdır?

Kimi ağzını açmış, annesinin getireceği bir lokma “kay”a razı; kiminin elleri açılmış, “Hayy”dır fîzârı…

Gönder yâ Rabbî!

Mikroptan gergedana, papatyadan çınar ağacına kadar bütün canlılar Rezzâk’ından bekler rızkını.

Amelesi ağası, gedası paşası rızka muhtâç; makam mevki kâr etmez.

Yağmuru rahmet eden, arzda rızkı halk eden işitmez mi duâyı?

Tarlayı ekmeli çiftçi, işinde işlemeli işçi; usta dövmeli demiri, analar yoğurmalı hamuru…

Hâl, kâl’e omuz vermeli, duâ ederken.

Ağaçlar, semâya uzatmış kollar gibi dallarını, bekliyor.

Toprak tohuma, tohum hubûb’a hâmile, bekliyor.

Gönder yâ Rabbî!

Her duâya cevap veren Allah’ım! Muhtâca matlûbunu ver.

Demirciler tak tak eder, takırdar; damda leylek lâk lâk eder, lâkırdar. Umarlar hâlleriyle, isterler dilleriyle.

Gönder yâ Rabbî!

Yer altında solucan, yer üstünde halecân; kimi gider, kimi gelir, koşuşur.

Deryadaki, Dünyadaki bütün canlıların rızkını ihsan eden Allah’ım! Ne kadar cömertsin, ne çok merhamet sahibisin!

Kudretinin dairesini akıl alır gibi değil!

Sabah giden, akşam dönen bunca insan, bunca hayvan yuvasına çeker durur; karınca misâli, karınca kararınca…

Kımıldayan dudaklar, ister Senden daima; dinsizi hâlle, dinlisi kâlle.

Mutî’ kullarına ikrâm, asî kullarına ihsân eden Sensin!

Çalınacak kapı Sensin! Bilse de, bilmese de mahlûk…

Gönder yâ Rabbî!

Sen vermezsen ne hâl olur bunca can?

Büyüklüğün şânındandır “aman”a eman.

Dünyada sultan, orada hüsrân etme elaman!

Kerem-kârsın, meded-kârsın; yâ Hannan, yâ Mennan.

Sen, Rabbi’l-Âleminsin.

Hışırdayan yapraklar, çatlak kara topraklar; inekler, sinekler, böcekler; gülümseyen taç yapraklı çiçekler kendilerine mahsûs dilleriyle, dilerler rahmetini.

“Ey kullarım! Benim doyurduklarımdan başka hepiniz açsınız. O halde benden rızık isteyin ki, sizi doyurayım”2 buyuruyorsun.

Ne gelirse Sendendir, cümle kusur bizdendir.

Âkıbet hayr olacaksa, gönder yâ Rabbî!..


Dipnotlar:

1- Bursalı, E. G. D., 26 (et-Terğib ve’t-Terhib,2: 488).

2- Câmiü’s-Sağîr, 3: 1273.


ALİ RIZA AYDIN
selam ve dua ile hayırlı günler Burçak hocam
July 13
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN ABLALARIN BİTANESİİİİİ....
June 23

.

 

Katran karası geceler vardır, seni bağrına basmıştır.! Kalemi ele aldırır, yazdırır, çizdirir.. Ama ne bir şey değişir, ne yeni gündeki güzellikler için haber verilir.!
Gecem soğuk_!

Odam sensiz_!

Ümitler bitmiş_!

Kadehimde şarap bitmiş, hayalin gitmiş_!

Anlar vardır, şarkılarda buldurur matemi_!

Sözler bir yana dursun, ritimler bile acıtır içini. Kanatır kapanması zor yaralarını, her bir enstrüman sesi. Oysa yaraların kabuk bağlamaya yüz tutmuştur. Bir şarkı duyarsın bir yerde.. Her bir söz çarpar darbeyle, her bir enstrüman sesiyle açılır kabuklar.. Dilindeki çığlıklara, ahlara aldırmazlar.!
Ve sen içinde sorguya başlamışken.. Şarkıda tınılarıyla acıtır bir yandan, bir yandan da sorguna eşlik eder:

Dağlar mı, yollar mı, denizler mi engel_?

Neden_? Neden gelmez oldun_?

Eller mi, diller mi, sözlerim mi engel_?

Neden_? Neden gelmez oldun_?

Sorgular vardır, sadece kanatır! Asla cevap buldurmaz.!
Sorular, sorular, sorular..

Cevabı yok, muhatabı yok ve hatta soranınındın aynada bir sureti bile yok.!

Devam edip gider sorgu, tâki yaranın kanı dışına sızıpta, sol yanın kızarana kadar. Umudunu bir hışımla alırsın avucuna, elini götürürsün zorlukla sol yanına, ama kanın akmaya devam eder. Belliki acının dinmeye niyeti yoktur.!

Umut tuz misali kanatırda, bir merhem "O"dur kapanacak yarana.!
Zaman durdu,gökyüzünden yıldırımlar düşerken..
İçimdeki yağmur dindi, yoruldum beklemekten.!
Izdıraplar vardır, söyletir, "O" duymasa da gecelerine seslenir.!
Derken biter son enstrümanın son darbesiyle matem..katılırsın çığlık atarcasına tekrar edersin can havliyle.

Yeter artık bitsin.!
Yoruldum Beklemekten!!!!!!Dersin.

Geceler/Anlar/Sorgular/Izdıraplar vardır da bir tek

 "O" yoktur işte.! 

ÖMÜR

 

.

June 3
ahmed akwrote:

Dertler renk renk, acılar çeşit çeşit… İçinden çıkılmaz çileler, solduran sancılar, inleten elemler, imbik imbik süzülen üzüntüler, üzerinden silindir gibi geçen gamlar… Yük ağır, yalnızlık daha ağır…

Yalnızlık ağırlığıyla yürümek yoruyor, keder kelimeleri kalbi kanatıyor… Kanatlar kırık, rüzgâr esmiyor, neşe yağmıyor… Umut bulutlar uzakta, eller boş, yürek sızı dolu… Çağlayan acılar ağlatıyor…

Yalın ayak koşturuyor; yetişemediği serap sevgilerin peşinde… Ayağı kanıyor, yüreği yanıyor… Yağmurlar nerdesin?

Buzdan canlar, camdan evlerde yaşıyor ruhunun üşümüşlüğünde… Toprak cana, canın toprağına sığınmak, sancılarını dindirmek diliyor; dil suskun, gönül suskun, gül solgun…

Sokaklar sıkıyor, caddeler cezp etmiyor, şehir neşe vermiyor… Dertlerin daralttığı, kederlerin kapattığı dar geçitler geçit vermiyor… Yüzü yırtık, yüreği yırtık, yürüyor yine de…

Kabuk bağlamış kederler, düğüm olmuş dertler, dönmeyen çare çarklar, açılmayı bekleyen kapılar, akmayı bekleyen bereket nehirler… Bekletip de gelmeyen vefa, yanından ayrılmayan cefa, “canım” diyen cansız sözler, canım; bu kafes dar mı geldi sana?

Dertlerden dertlere sığınmak, cefalardan cefalara bürünmek, çaresizliği çare diye içmek, kurumuş umutları dişlemek, düşleri gerçek gerçekleri düşmek görmek, düşmeye göresin; elinden tutan kim?

Kimsesizlikte kendine konuşmak, kar etmeyen kalabalıklardan kendine koşmak, suskunlukla söylemek; teli kopuk saz başka ne yapsın ki?

Gece suskun, ay renk vermiyor, yıldızlar yar değil, yollar kıvrım kıvrım, yalnızlık yanı başında; yürü yürü yürü, yol bitmiyor… İstersen bir türkü tuttur: “ uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece” “ bilmiyorum ne haldeyim, gidiyorum gündüz gece” ne çare… Duran ve dinleyen olmadıktan sonra… Dur ve dinle öyleyse; sessizliğin sesini, kederin kalbini, elemlerin inlettiğini, gecenin dillendirdiğini, rüzgârın söylediğini, yıldızların yaldızlı sözlerini; diyecekler ki : “ benim sadık dostum kara topraktır”…

Dinleyemiyorsan, ömür perdeleri kapanırken; “biz dünyadan gider olduk, kalanlara selam olsun” diyemez, sonsuzluk sabahında selamla dirilemezsin… Dileklerin dirildiği, duaların cevap verildiği diyarda, melek kanatlarla uçamazsın… Saf sevgiyi, sınırsız şefkati, perdesiz güzellikleri, gecesiz gündüzleri, güneşin sönük kaldığı aydınlığı, sevincin çağlayışını, coşkunun parlayışını, yalnızlığın uzaklaşması yârin yakınlığını, elemsiz lezzetleri, kedersiz kavuşmaları, gönlün gönüllü gülüşünü hissedemezsin…

Hislerin perişanlığını, zihninin karanlığını, düşüncelerinin donukluğunu yırt; altından ümit filizlerin çıkışını seyret… Sonsuz süruru düşün; düşlerinin derinliğinde, hislerinin enginliğinde… Karanlığın kara toprakta kayboluşu doğsun zihninde, fikrin fezaların üstünü seyretsin…

Anla ki her şey seyirlik ve geçici… Geçtiğin dikenli yolları, aldığın elemli nefesleri boş sanma; bir sabah doğduğunda, her şeyin dili çözülecek, şifreler açılacak, kapılar kalkacak, duvarlar yıkılacak, her şeyin anlamını anlayacaksın…

Can evinden, canlar cananına kirli kanatlarla uçamazsın… Anla ki kader, kederi, kirli kanatları temizleyesin diye veriyor; bana çabuk, bana rahat gelesin diye…

Ey kaderin sahibi… Kolaylaştır, güç ver güçsüzlüğüme… Elimden tut yalnızlığımın…
Şefkatinle okşa kalbimi, rahmetinle sar yaralarımı… Sevginle sık ruhumu, sana sevgim çıksın… Çıkılmazlıklardan çıkaracak, düşkünlükten yüceltecek, perişaniyetimi giderecek yalnız sensin… Kanatlarımı kuvvetli kıl ki kolay kavuşayım sana… Gurbet gülünün dikenleri kalbimi kanatıyor, kalbim sana emanet, ey kalbimin sahibi.
Selam ve dua ile BUÇAK HOCAM hayırlı cumalar
May 28
LAwrote:
EY ÖLÜM!
KURTULUŞU OLMAYAN SON GÜLÜŞÜM....
 
 
May 26
.

 


Bir adın kalmalı geriye
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır
Yalnızlığın peşinde kuvvet
Evet nihayet bir adın kalmalı geriye
Birde o kahreden gurbet
Sen say ki ben hiç ağlamadım
Hiç ateşe tutmadım yüreğimi
Geceleri koynuma almadım ihaneti
Hele nihavend hele buse hiç geçmedi aklımdan
Ve hiç gitmedi bir topak kan gibi adın
İçimin nehirlerinden
Evet yangın
Evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
Evet kaybetmenin o zehirli buğusu
Evet isyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
Sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
Bu sevda biraz nadan
Biraz da hıçkırık tadı
Pencere önü menekşelerinde her akşam
Dağlar sonra oynadı yerinden
Ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
Sen say ki yerin dibine geçti geçmeyesi sevdam
Ve ben seni sevdiğim zaman bu şehre yağmurlar yağdı
Yani ben seni sevdiğim zaman
Ayrılık kurşun kadar ağır gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
Yine de
Bir adın kalmalı geriye
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır
Yalnızlığın peşinde kuvvet
Evet nihayet, bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
BENİ AFFET

KAYBETMEK İÇİN ÇOK ERKEN

SEVMEK İÇİN ÇOK GEÇ

ÖMÜR

 

.
May 24
.

Hep evlat yarasıdır aşklarım
Yalnızlık doğuran gebelik.
Doğum sancılı olur
Hepte tenhalık.
Elini uzattığında ulaşılacak gibidir.
Avuçlarında ki boşluk
Kazıyınca çizgilerini
Yelken doğumu, aşka yolcu..
Batma ihtimali yüksek.
Yine de kazırdım çizgileri
Sensiz deniz olmaz ki
Bu yürek damlası.
Herkesin bir ağacı varmış
Sonsuzlukta bir kök.
Her ayrılıklarda kökler yığılırmış
Toprakla arkadaş
İşlerlermiş
Günlerin eksilmesini.
Ağacın çürümesi bu eksilmelerdenmiş.
Ne isimsiz gömüler saklıdır köklerde.
İnsan yarası olduğundan gözükmeyen
Kendi yaralarımızdır sadece gökyüzü
Yağmurlar sadece bizim için yağar
Toprak biz susuz olduğumuzdan kurur
İsimsiz ,yüreğime kazıdığım aşkım
Seni sevdiğimi bilmeden
Ne çok deniz akıttım damlalarımdan sokaklara
Damlalara her basışında gülerek
İçim ezildi
Ne çok emek vardı her zerresinde
Ne çok uykusuzluklar gizlemiştim karanlıklara
Her aşk yalnız yaşanırmış bilirdim de
Senin için akan damlalara basıp gitmen

yok mu?
Canımı acıttı bak yine gözlerim deniz
Sana akmama an var
Bu defa damlalarıma basıp gitme
Evlatlarım onlar benim

 ÖMÜR  

..
May 23

Yürüyorum öksüz sokağın yetim kaldırımlarında
Yosun tutmuş duvarlar tanıdık geliyor artık
Sanki bir bedenden kopmuş kırık uçlu ayna gibi
Kendimi yalnızlığın kıyısında görüyorum
Sokak lambaları aydınlatmaz ki yüreğimi
Güneş bana küsmüş giderken sessiz bir edayla
Ne yaparım ki ben karanlığın kucağında
Biliyorum, çare değil artık çareler
Veda etmeden yalnız bırakın beni anılar
Mürekkep kokan tozlu sayfalarınıza geri dönün
Bana bir demek mutluluk bırakmayın ardınızda
Görmek istemiyorum artık, alın gömün en derin mezara
Yeşertmeyin üstünde tek bir can...
Cehennemin soğuk koynundayım sanki
Ruhum kıvrılmış üşüyor sessizliğin pençesinde
Çaresizlik kafes olmuş ruhuma, uçamıyorum
Gökyüzünün ellerine hasretim bundan sonra
Direnmiyorum artık, alın beni kaldırımlar
Vurun tokat gibi gerçeği yüzüme
Savurun huzurun küllerini hayali bir girdapta
Kaybedin beni yalnızlığın çıkmazında...

ÖMÜR

May 22
 
selam ve dua ile aeo kib
May 22
ahmed akwrote:
İlâhiyat Fakültesinde iken Kur’ân dersi hocamız Emin Işık Beyin anlattığı ilginç nükteler vardı. Kendine has jest ve mimikleriyle esprili olaylar anlatır, hem güldürür, hem ibrat almamızı sağlardı.

Kişinin, kendisini bir ideale vakfetmesi, bir gayeyi dert edilmesini ifâde ederken, şu ibretli hâdiseyi anlatırdı:“Kendini ‘Peygamber (a.s.m.) âşığı’ olarak tanıtan bir adam, salih bir kimsenin yanına varmış. ‘Efendim, ben Hazret-i Peygambere âşığım. Ama bir türlü rüyamda göremiyorum’ demiş. Salih kişi, adamı şöyle bir süzmüş. Adam biraz fazla kiloluymuş. Bir an için hayali gençlik yıllarına uzanmış. Kendisini ibâdete vermeden önceki yıllarını göz önüne getirmiş. Sonra adama dönüp şöyle konuşmuş: ‘Ben gençliğimde bir kıza âşık olmuştum da onu düşünmekten 35 kiloya düşmüştüm. Sen nasıl Peygamber âşığısın ki, mâşaallah ensen göbeğin yerinde?”

Elbette bir meseleyi dert edinmenin tek göstergesi kilodan düşmek, zayıflayıp bir deri bir kemik olmak değildir. Ancak, bir meseleyi düşünmenin, bir hedef uğrunda çalışıp didinmenin bazı işâretleri vardır. Kimileri idealleri uğrunda çırpınırken yemeden içmeden kesilir, kimileri eğlenmeyi dinlenmeyi unutur, kimilerinin gözüne uyku girmez.

Mukaddes bir ideal uğruna hayatlarını vakfettiklerini iddia edenler, sık sık nefislerini sorgulamak durumundadırlar.Gerçekten, bir idealin kara sevdalısı gibi uçsuz bucaksız çöllerde bile gece gündüz demeden, aç susuz koşuyor muyuz?

Yoksa, cennet-misal bir yeşilliğe kurulmuş, “çöl edebiyâtı”yla mı meşgulüz?

Eğer birincisine tâlipsek, her işimizin, her günümüzün, hattâ her ânımızın o yüce ideale ulaşmak için dolu dolu geçmesi gerekir.

Yok eğer ikincisine dûçar olmuşsak, boş yere “ideal edebiyatı” yapıp, “vatan kurtarak aslan” iddiasına soyunmaya ne gerek var? Hiç ağzımızı açmayıp, “sıradan bir insan” olduğumuzu düşünüp, öyle yaşamalı değil miyiz?

Ancak, bir kere mukaddes bir dâvânın çilekeşi olmaya niyetlenmiş insanlar, rahatta huzuru bulamazlar. Eğer bir gafletin, bir atâletin ve bir isteksizliğin tozuna bulanmışlarsa, içlerinden bir ses dâima onları tahrik eder. “Nerede senin eski yılların?” diye mânevî tokatlar indirir.

Bunun çaresi, titreyip silkinmektir. Gerekirse herşeye yeniden başlıyormuş gibi idealler ummanına dalmaktır. Bir kere hayatın fenâsını ve asıl gayesini bilen insanlar, “rahat”ta huzur bulamazlar. Onlar “zahmet” denizine dalmaya mahkûmdurlar.

Kişi, neyi dert ediniyorsa, “o”dur. “Kimin himmeti milleti ise, o tek başına millettir” sözü bunu anlatmıyor mu?

Büyük dâvâlar, büyük himmetler, büyük idealler; büyük gayret ve çalışmaları gerektirir.

Biri yoksa, diğeri de olmaz. Bir gün İbrahim bin Edhem, yattığı odanın damından gürültü gelince pencereyi açıp haykırmış:

“Kim var orada?”

Bir adam, “Devemi arıyorum” demiş.

“Behey sersem, damda deve olur mu?” diye çıkışan İbrahim bin Edhem’in aldığı cevap balyoz gibi başına inmiş:

“Sen nasıl kuş tüyü yataklarda Allah’ı arıyorsun, ben niye damda devemi aramayayım?” İşte bu cevaptan sonra İbrahim bin Edhem tacı tahtı bırakıp zühd ü takvaya, ibâdet ve taata yönelmiş. “Hem burada rahat edeyim, hem cennet dâvâ edeyim, olur mu?” diyen Bedîüzzaman da bu gerçeği anlatmıyor mu?
 
Hayırlı günler Baki selam ve dua ile değerli hocam
May 11
Yorgun düşüyorum gitgide
kurşuna dizilmiş şehir gibi düşlerim
Yorgun düşüyorum gitgide
kurşuna dizilmiş şehir gibi düşlerim
uzun bir gece bu hüznüyle saran beni
yağmurların üşüdüğü kıyılara vurmuşum
 
Adının bir hecesi kalmış dudağımda
bakışlarım  uzak bir ufkun kızıllığında şimdi...
tüm zerrelerimle sığınmışım sana
özlemişim senle olan ne varsa

Vurmuşum geceye senli günleri
küskün anılar ağlarken zamanın karşısında
ben seni giyinmişim tepeden tırnağa...
içimdeki boşluk büyüyor gitgide
 
Ben seni yazıyorum sayfalara
bir yağmur başlıyor inceden
ve bir rüzgar esintisi okşuyor saçlarımı
keşke ellerin olsa diyorum ama;
Biliyorum.....
Şimdi ellerin çok uzaklarda...
dudağımda bir yangın şarkısı
yüreğim bütün özlemlerin kahrında
bir yanımda düş,
bir yanımda gerçeğin ta kendisi

Bir mucize gerek şimdi bize ya da bir,
başka rüya ne yazık ki son fasıllar hazin
olur daima...
'Kim bilir bu deli yürek kaç
Eylül vurgunu yaşayacak daha.
luzun bir gece bu hüznüyle saran beni
yağmurların üşüdüğü kıyılara vurmuşum
 
Adının bir hecesi kalmış dudağımda
bakışlarım  uzak bir ufkun kızıllığında şimdi...
tüm zerrelerimle sığınmışım sana
özlemişim senle olan ne varsa

Vurmuşum geceye senli günleri
küskün anılar ağlarken zamanın karşısında
ben seni giyinmişim tepeden tırnağa...
içimdeki boşluk büyüyor gitgide
 
Ben seni yazıyorum sayfalara
bir yağmur başlıyor inceden
ve bir rüzgar esintisi okşuyor saçlarımı
keşke ellerin olsa diyorum ama;
Biliyorum.....
Şimdi ellerin çok uzaklarda...
dudağımda bir yangın şarkısı
yüreğim bütün özlemlerin kahrında
bir yanımda düş,
bir yanımda gerçeğin ta kendisi

Bir mucize gerek şimdi bize ya da bir,
başka rüya ne yazık ki son fasıllar hazin
olur daima...
'Kim bilir bu deli yürek kaç
Eylül vurgunu yaşayacak daha.
l
May 10
 

 

 

İslim islim pecelerde ıssız ıssız gecelerde
her gün seni okuyorum şiirlerde hecelerde
benim gönlüm toprak oldu sen ne arasın yücelerde
damarımda kanımdasın ciğerimde canımdasın

senin olsun  beden sen ruhunla yanımdasın


sen gönlüme ısıveren güneşsin ulu şafakta
alev alev damla damla busesin ıslak dudakta
her gün seni kokluyorum ter kokan ıslak yatakta
damarımda kanımdasın ciğerimde canımdasın

senin olsun  beden sen ruhunla yanımdasın


sevgilim ateş aldı deli gönül alevlendi
sevdalara esir oldum o serseri deli dendi
saraylarda düğün yaptım ruhun ruhumla evlendi
damarımda kanımdasın ciğerimde canımdasın
senin olsun  beden sen ruhunla yanımdasın

ÖMÜR

 
 
 
MUTLU GÜNLER ABLACIM
 
 
 
 
May 4

 .

Yine hazan mevsimi geldi
Yine yapraklar rüzgârların peşi sıra gidecek
Yine deli gönlüm yine bu mevsimde
Hicranını yalnız başına çekecek
Hüsranını yalnız çekecek
Geleceksin belki de
O zaman ne o yapraklar, ne o rüzgâr
Ve ne ben olacağım
Yine deli gönlüm yine bu mevsimde
Hicranını yalnız başına çekecek
Hüsranını yalnız çekecek

 

ÖMÜR

Apr. 30
ahmed akwrote:
Çetin Yolların, Metin Yolcuları..

“Korkma! Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.
Bu yol ki Hak yoludur, dönmek bilmeyiz yürürüz.” (M. Akif Ersoy)

Yolcu yolunda gerek..

Sırat-ı müstakim olsa dahi yolun, yürümezsen seni bir yere götürmez!
Meskenetin çukurunda kalakalırsın,
Bir arpa boyu dahi yol alamazsın…
Çetin yolların, metin yolcuları olur; yol yolcusuz kalmaz.

Her yürüyüşün bir makamı vardır.
Sen, doğru makamda yürümezsen başka yiğitler yürür.

“İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini Allah’a satar.” (Bakara: 20 )

Donan, donanamaz;
Donmadan, donan!

Düzgün hamleler yap; emin bir zemin üzerinde yürü; devingen ve direngen ol. Âtıl kalma; âtıl kalan, bâtıl olur. Yolda duran yoldan çıkar; çıkarları yol edinir…

Fecir yakındır, yakinin varsa.

Letafet ve metanetle yürürsen perde perde karanlıklar yırtılır; altın saçlı sabahlar tüllenir ufkun yaslı yanaklarında…

Herkes yüreği nispetince yürür.

Zaman, yürekleri test etme zamanıdır.

Yola revan ol, yokuşları aşmaya azmet.

Yılmadan, yorulmadan zirvelere geril.


Yolun, yönün belli, yar için terk-i diyar eden yiğitleri anımsa. Bunu önemse; meşakkatler şevkini kırmasın.

Yalpalamadan yürü! Yürüyüş şanlı bir duruştur, duruluştur, doğruluştur.
Yürüyen büyür; büyüleri bozar,
Zengin dünyalara açılır,
Engin ufuklara varır.

“… Yollarımızı onlara açarız...” (Ankebut/63)

“... Rabbinden gelen nurla yoluna devam eder. (Zümer/22)

İlahi lutfa mazhar ol! Zafer, seferin meşakkatlerini göğüsleyenlerindir. Bu yolda mağlubiyet dahi galibiyettir.

Dik dur, yolun dik/enlerine aldırma; mukavemet et, kutlu seferin neferisin.

Yola koyul!

Yürüyen varır, var olur, varlığına anlam kazandırır…

Ve’l akıbetu li’l muttakiyn!...


Nesip Hiçyılmaz
selam ve dua ile Burçak hocam
Apr. 27

.

Elimden tut yoksa düşeceğim
Yoksa bir bir yıldızlar düşecek
Eğer şairsem beni tanırsan
Yağmurdan korktuğumu bilirsen
Gözlerim aklına gelirse
Elimden tut yoksa düşeceğim
Yağmur beni götürecek yoksa beni
Geceleri bir çarpıntı duyarsan
Telâş telâş yağmurdan kaçıyorum
Sarayburnu'ndan geçiyorum
Akşamsa eylül’se ıslanmışsam
Beni görsen belki anlayamazsın
İçlenir gizli gizli ağlarsın
Eğer ben yalnızsam yanılmışsam
Elimden tut yoksa düşeceğim
Yağmur beni götürecek yoksa beni..

 

.

Apr. 23
.

 

Hadi Git Yâr!
Daha fazla sen yüklenemiyor kalbim.
Daha derin düşleri kaldıramıyor bedenim.
 Kalmadı lügatimde içimi yakmayan bir söz.
 Bendeki resmini sakladığım sandık; bir çift göz?
Yâr! Ekseni değişti artık dünyamın.
 Ne geceleri uykuya teslim ediyorum düşüncelerimi.
 Ne de sabahları gündoğumlarıyla yeni bir yelken
açabiliyorum kurtuluşuma. Her benle başlayıp senle
devam etmek zorunda olan gün dikenli

Bir dal oluyor bana.
Hadi gönlüm
Defalarca düş uçurumlardan, kan-revan ol.
 Ve boşalt içini.
 Damarlarından ansızın geçen ve yarı anlamlı kılan ezinci katlet.
Bitir bu sonsuz şiiri.
 Son bulsun ağıt tadındaki sevgi söylemleri.
 Yâr yüreğimdeki ismini başka bir yere sevk et hadi.
Ah yâr gün gün mısralar döktün içime.
 Yüreğimi sana dair söylenmiş mısralarımla yıkadın.
 Ben hep sana uzaktım.
 Yollarda kaybolsam sen önüme çıkan tuzaktın.
 Ben, her gece gözyaşlarımla yıkadığım masallarımı saçlarına yolladım.

Saçlarından kulaklarına musalla taşı gibi bir soğuklukla inip, beni sana anlatır sandım.
Yanıldım?
Hicran yağmurlarından sıyrılıp ötelerde

 Kendimi aradım, bulamadım?
Hayatımın gençlik satırlarında adı geçen yâr.
Sırtımı her döndüğümde bir can yitirdim bu bahar?
İdama giderken hislerim, güneşim yüzünü görmeyi bekledim hep.
 Kalemi kırık bir aşkı mühürledim yüreğime? Unuttum? Diye haykırırken bile unutmadığımı ispatlıyordum kendime.
Yoruldum yâr!
Bütün kapılarımı kapatmaya hazırlanıyorum gönlümün.
Kimliğimi hediye edip bu şehre,
her bir adımımda anıları sürükleyip ardımdan ve
rotamı da ekleyip nabzıma gidiyorum?
Mutlu günlerin gelmesini bekleyen çehremdeki çizgileri siliyorum.
 Ceplerimi dolduruyorum yedekteki acılarla.
 Her sabah yüzümü yıkadığım tavana asıyorum hayallerimi.
Ansızın içime düştüğün günden beri ayakları burkuldu

ÖMRÜMÜN.
Ve ben her gün bir daha ölmek için uyanır oldum uykumdan.

Paslandı gözlerim.
 Sen kendin için kal yâr ben senin için giderim.
Bu defa sürgünlere giden yüreğime bedenimide eklerim.
 Bağdat olurum yıkılırım kurşunlara.
Filistin olurum kalırım duvarlar arasında.
 Ama yine de ANKARAYI’ saklarım alın yazımda.
Nerde olursam olayım unutma yâr;

Yarın yeni bir gün ve her yeni günde olduğu gibi

Senli ölüme hazırlanıyor gönlüm…

 

ÖMÜR

.
 
 
 
 
MUTLU GÜNLER DİLERİM ABLALARIN ENNN GÜZELİ
ÖPTÜM :)
Apr. 22
.

EYY YAR!!
Her mevsim yüreğimde çiçek açan
sevgi ağacımsın sen!
Gözlerimde dalga dalga mutluluksun
sonsuzluğa giden yolda,sana muhtacım
sevgin yüreğime damlar
hüznün rengi mor salkımlarda
oysa ben sana susamışken
yoruldum beklemekten
kıraç toprak misali
sabır taşı çatladı
sabretmekten! ..
Tutkumsun sen!..
Gel vefalım, 'gel' yazğımsın sen
sinemde ÖMÜR iksirimsin
sana tutkuyla alışmışım
seni öyle sevmişim ki
kalbime yazmak şöyle dursun
kalbime adını kazımışım!..


ÖMÜR

.
Apr. 20
GÖNÜL İSTER Kİ...
Gönül ister mutlu olsun kainat.
Herkeste bir neş' e, bir sevinç...
Rahmet damlaları gibi Allah' tan inen,
Gideceği yeri bilen...
Hedefini tayin eden...
Sana bir destan anlatmak istiyorum
Dört başı mamur...
Bir güzelliği yaşamak baştan sona...
Dinle bak kösler vuruyor derinden...
Yeniçeriler yeni bir zaferin eşiğinde.
Şafak sökmek üzere...
Ehli sufa' yı görüyorum bulutların ötesinde...
Allah'ın melekleriyle elele, gönül gönüle
Küfrün zincirleri, kilitleri...
Şerrin kilitleri
Hayrın anahtarları...
Gönül ister ki herkes
En güzeline ulaşsın güzelliklerin, gönlünce...
Ahsen olsun
Şerrin mühürü olsun,
Hayrın kapısı olsun...
selam ve dua ile....
Apr. 14
Geçenlerde bir sevgi buldum yolda...
Aldım onu yerden yavaşça,
Çatlamıştı her yeri...
Tozlanmış... Yıpranmıştı.
Ellerimle dokundum yavaşça...
Ürkekçe içine çekildi birden
Gülümsedim... Sıcak ve içten,
Üstündeki tozları temizledim dikkatle
"Acaba?" dedim kendi kendime...
Acaba eski haline getirebilir miyim?
Dikkatlice çantama yerleştirdim,
Artık eve gitmeliydim...
Onu görmek, dinlemek...
Ona dokunmak istedim delicesine...
Eve gidip odama kapandığımda,
Oturdum önce çantamın başına.
Açmasam daha mı iyi olur acaba?
Ya... Ya daha da kırılırsa...
Ona dokunmamı istemezse
Ya da sevmezse beni!
Hayır, yine de görmeliyim.
Günlerce... Evet, günlerce dinledim Onu
Bir gece güldüm,
Bir gece ağladım yaşadıklarına.
Ve... Ondan sonraki her gece sadece ağladım.
Üzgünüm sevgi,
Yaranı kapatamayacağım kadar kırmışlar seni.
Üzgünüm sevgi,
Belki ölüm senin için olacakların en güzeli...
Üzgünüm sevgi,
Parça parça yaşatılamayacak kadar bütünselsin.
Ve, üzgünüm sevgi...
Çünkü sen,
Ya hep güzelsin doyana dek,
Ya da bir bilinmeyensin sonsuza dek...

selam ve dua ile....
Apr. 14
 

 

GÖZLERİMİ KAPATIYORUM

 

Gözlerimi kapatıyorum
Denizin tam ortasındayım
Ve alabildiğine sessiz
Sessizlik bile ürkmüş
Ne olacak der gibi bakmakta ufka

Tir, tir titriyorum
Beynim zerre, zerre akmakta
Ve içim boşalmış bir kuyu gibi
Taş atıyorum gittiği yeri göremiyorum
O kadar derin ve karanlık ki
Yönümü bulamıyorum ilk defa
Çok yorgunum

Kımıldasam bütün zamanlar

Ve anılar yüzüme patlayacak gibi
Kusmak istiyorum bütün güçsüzlüğüme rağmen
Dünyanın bana verdiğini ona geri vermek istiyorum.

Gözlerimi açıyorum
Hayal gerçeğe bulanmış bir tavada kızarıyor
Gerçek ise yorulmadan hayali kovalamakta

Hem de kızarmış halde...

Burcu YALKIN…

 
Apr. 11